Bilinç ve Kitap

Tarihsel süreçlerde her topluma kendi iç dinamikleri doğrultusunda rehberlik etmek için Allah, vahiy göndermiştir. Kültürel dokuya dönüşen ve gelenekler ile harmanlanan bu rehberlik Allah'ın "ed-Din" i olmaktan çıkarak farklı farklı dinlere dönüşmüştür. Kur'an bu sürecin kemikleşmiş haline ATALAR DİNİ der. Yeryüzünde dinler cenneti yaşanmasının nedeni budur. Bu durum kendi içlerinde bölünmeleri de beraberinde getirerek mezhep, fırka, yol, tarikat gibi dallara ayrılarak amacından sapar. Bu kaçınılmaz sonuç tüm dinlerde izine rastlanan bir izlektir. Hiç bir din, mezhepleşmekten fırkalaşmaktan kurtulamaz. Çünkü insan her yerde aynı insandır.

İslam'ın Muhammed a.s. örnekliğinde yaşandığı Mekke ve Medine dönemi Vahyin iki kapak arasındaki adıdır Kur'an. Ancak Vahiy kitap demek değildir! Kur'an da "kitap" ile kastedilen şey Vahiydir iki kapak arasındaki cem edilmiş ayet ve sureler topluluğu değildir. Eğer Allah tüm insanlığın kalıcı ihtiyacını gidermek için ebedi kalıcı ve derlenmiş, iki kapak arasına alınmış kurtuluş rehberi gönderecek olsa teknik imkanları son derece kısıtlı Mekke yi niye seçsin ? Biliyoruz ki yakın coğrafyalar da kitap haline getirilebilecek çok fazla imkana sahip uygarlıklar mevcuttu.

Buradan anladığımız kadarıyla Allah'ın insanlığa ulaştırmak istediği, kapaklanmış bir metin değil, Vahyin insana kazandıracağı BİLİNÇ tir. Bilinç; sözlü kültüre ait canlı anlatım ve aktarım biçimine dayanır. Bilinç ezberlenmez, sınıflarda, okullarda, ekollerde bir tedrisattan geçirilemez. Çok uzun emek ve sabır gerektirir. Bilinç bir mücadele esnasında kazanılır. salt bir eğitim ve öğretim metodolojisi ile kazandırılamaz. Bilinç, birinci sınıftan, mezun oluncaya kadar indekslenmiş bir eğitim değildir. Zira Muhammed a.s. ı Allah sıfır bir hareket noktasından alıp bir sürece dahil etmemiştir. O zaten bir kavganın içindeydi ve Allah onun eksiklerini tamamlıyor, hikmetini ram ediyordu. Onun ya da arkadaşlarının hatalarını, hata ortaya çıktıktan sonra düzeltiyordu. Muhammed a.s. ve sahabeler birer robot değildiler, bunu unutmamak gerekir.

Sözlü kültürün ürünü olan vahiy kitap haline geldiğinde canlılığını yitirmiştir. Olaylara, durumlara ve şartlara göre inmiş ayetler daha sonra bir sıralama içine alındığından metni okumada mecburi bir sıralama ortaya çıkmıştır. Bu da bize mesajın anlaşılmasında ciddi sorunlar olarak gelmiştir. İki olay arasında zaman, mekan ve durum farkı olmasına rağmen çoğu zaman kitap halini alınca, peş peşe gelen ayetler şeklinde anlaşılmıştır. Kur'an ın tekrar gibi gözüken ayetleri olmasının nedeni onun bir sözlü kültür ortamında iniyor olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun için bile bir çok mistik ve uyduruk tezler ortaya atılmıştır. Bu bir zorunluluktur. Sözlü kültürde tekrar yoktur. Zira her aynı gibi görünen sözün mutlaka bir durum, zaman ve şart deseni mevcuttur. Bu da o sözü tekrar olmaktan çıkarır. Ancak iki kapak arasına alınınca bu sözler tekrarmış gibi durur.

İyi de Muhammed a.s. zamanında derilere, papirüslere, hayvan kemiklerine yazılarak koruma altına alınan vahyin, hafızlar aracılığı ile ezberlenmesi ve Ebubekir zamanında toplanması ve Ömer zamanında harekelendirilmesi Osman zamanında çoğaltılması fena mı olmuştur ? İşte, işte İnsanlığın kurtuluşu, bu soruyu doğru cevaplamakla mümkündür. Tüm kutsal kabul edilen kitapların başına gelen, Kur'anın da başına gelmiştir. Biz insanoğlu bu süreçte diğer metinlere ne yaptıysak Kur'ana da aynısını yaptık !

Şöyle bir kültürel geziye çıktığımızda her toplumun kutsal kabul edilen metinleri, kitaplaştırdığı ve onları bir geçim kapısına çevirdiği rahatlıklar görülebilir. Anlaşılan o ki Allah toplumlara vahyetmekle, kutsal bir obje ve metin mirası bırakma muradında değildir. Zira insan kutsalı tezahür ettirdiği her şeyi "ucuz bi paha" ya dönüştürmektedir. Bu bir mekan, bu bir kitap, bu bir sakal kılı olabilir. Vahyettiği tüm toplumların sosyal sorunları ve ahlaki değerlerini yükseltmeyi murad eden Allah eğer dileseydi, çelik levhalar üzerinde ayetleri yeryüzünde dağlar gibi çakar, hepimizi sabah akşam karşısına da dikerdi. Ezbere bilmeyenin de tepesine şimşekleri çakardı. Mesele bu değil kardeşim!

Günümüze gelinceye kadar Kur'anı Kerime yaptığımız muamele bizim de bu süreçte kitabı kutsallaştırdığımız ve hayatımızın merkezine bilinci değil, harfi, kağıdı, rahleyi öncellediğimizi göstermektedir. Kitaba kıyısından köşesinden iliştirdiğimiz her şey de para eder olmuştur. Kitab öyle bereketlidir ki üzerinde yapılan kazılardan hala emtia fışkırmaktadır.

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kur'an ışığında ebelik !

Koşun Kavga Var !

Kadir Gecesi Bulundu !

"Kitapsız"lık Yapma !

Ben, Biz, O. Allah Kur'anda neden farklı zamirler kullanır ?

Allah'ın Kahramanı Sensin e-kitap olarak çıktı !.

Kuyruğu Kopartan Tilki Masalı

Musa, Ekmek ve Özgürlük - ÇIKTI

Hoş geldin On bir ayın sultanı Gastronomi

Sünnilik bir Din midir ?