Kayıtlar

İslami Tefsir Geleneğinde Tevrat Kaynaklarının Konumu ve Yorum Sorunu

Resim
     İslami ilim geleneğinde, önceki vahiylerin korunmuşluğu meselesi uzun süredir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın merkezinde ise özellikle Tevrat yer almaktadır. Müslüman düşünce tarihinde, Tevrat’ın tahrif edildiği yönündeki kanaat yaygın kabul görmüş; bu durum, onun ilmi çalışmalarda kullanılmasına karşı mesafeli bir yaklaşımın gelişmesine yol açmıştır. Ancak bu mesafe, çoğu zaman metodolojik bir ihtiyat sınırını aşarak, tarihsel ve metinsel verilerin bütünüyle dışlanması sonucunu doğurmuştur.      Buna karşılık hadis ve tefsir literatüründe, Tevrat’ın özellikle ilk beş kitabının sunduğu tarihsel veri seti büyük ölçüde ihmal edilirken, Yahudi geleneğine ait Talmud , Mişna ve benzeri kaynaklardan aktarılan rivayetlerin çoğu zaman yeterli eleştirel süzgeçten geçirilmeden kullanıldığı görülmektedir. Bu durum, epistemolojik açıdan tutarsız bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Bir yandan Tevrat bütünüyle dışlanmakta, diğer yandan onun sonraki yorum ge...

Kur’an Tefsirinde Bağlam-Anlam İlişkisi ve Yorumcunun Zihinsel Belirleyiciliği

Resim
    İslami ilim geleneğinde ayetlerin tefsiri bağlamında “yorum” üretme faaliyeti çoğu zaman bir entelektüel maharet göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, zamanla “ne kadar çok yorum, o kadar çok derin anlam” ve metnin zenginliğinin sonsuzluğu yönünde yanıltıcı bir kabule dönüşmüştür. Oysa Kur'an’ın günümüze kadar taşınan en önemli problemlerinden biri, metnin kendi bağlamı içerisinde ve ilahi murada uygun biçimde anlaşılmamasıdır. Bu sorun, çoğunlukla yorumcunun zihinsel dünyasının ve ideolojik yönelimlerinin, metnin asli anlamının önüne geçmesiyle ortaya çıkmaktadır. İnsan zihni, anlam üretme sürecine çoğu zaman ön kabuller, değer yargıları ve dünya görüşleriyle dahil olur. Bu durum, kutsal metinler dahil olmak üzere her türlü metnin, okuyucunun zihinsel çerçevesine uygun biçimde yeniden inşa edilmesine yol açar. Böylece metnin tarihsel, dilsel ve bağlamsal sınırları göz ardı edilir; anlam, metinden ziyade yorumcunun perspektifinde şekillenir. Bu süreç, il...

Faili Meçhulden Faili Meşhura Bakara Suresi 73. Ayetin Kriminal Tefsiri

Resim
     Kutsal metinlerde anlatı formu, çoğu zaman tarihsel bir olayın kaydından ibaret değildir; aksine, kolektif hafızayı yeniden kuran ve muhatap topluluğu kendi geçmişiyle yüzleştiren bilinçli bir retorik tercihtir. Bu nedenle bir kıssa, yalnızca “ne oldu?” sorusuna değil, “neden hatırlatılıyor?” sorusuna da cevap aramayı gerektirir. Bakara suresinde yer alan inek anlatısı da, ilk bakışta kriminal bir hadisenin çözümü gibi görünse de, daha derinde İsrailoğulları’nın tarihsel sapmalarını açığa çıkaran ve kutsal algılarını sorgulayan teolojik bir müdahale niteliği taşımaktadır.     Kur'an ’da Bakara 73. ayette şöyle buyrulur: “Bunun üzerine ‘Kesilen ineğin bir parçasıyla ona vurun’ dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir; umulur ki aklınızı kullanırsınız.” Bu ifade, İsrailoğulları arasında meydana gelen faili meçhul bir cinayet bağlamında verilen ilahî emrin sonucunu bildirir. Ancak söz konusu anlatı, yalnızca mucizevi bir diriltme ha...

İnsanoğlu’nun en büyük buluşu nedir?

Resim
Kimi ateşi gösterir: Karanlığı yaran ilk kıvılcım, soğuğa karşı yakılmış büyük bir isyan. Kimi tekerleği öne sürer: Hareketin geometrisi, mesafelerin kayboluşu, zamanın kısalışı. Kimi yazıyı över: Hafızanın taşlara, kağıtlara ve zamana emanet edilişi. Kimi barınak der, kimi tarım, kimi metal, kimi makine, elektrik… Her biri, insanın dünyaya attığı bir imza gibidir. Her biri, “buradayım” diyen bir iz. Fakat bütün bu parlak buluşların arkasında, daha sessiz, daha derin bir kırılma noktası vardır. İnsan, bir gün göçebeliğin rüzgarından vazgeçip toprağa kök salmaya karar verdi. Yerleşik hayata geçti. Çadırın yerine duvar, ateşin başındaki hikayenin yerine sokaklar, meydanlar, pazarlar geldi. Toprak ekildi, ürün biçildi, fazlalık birikti. Ve fazlalık, zamanı doğurdu. İşte asıl buluş burada başladı. İnsan artık yalnızca hayatta kalmak için çalışmıyordu. Bazıları çiftçi oldu, bazıları demirci, bazıları tüccar, bazıları katip. Meslekler doğdu. Roller yazıldı. Toplum, görünmez bir sahneye dönüş...

Sorgulayıcı Bilinçten Dogmatik İnanca: Dini Anlayışın Dönüşümü

Resim
    Kur’an, insanı düşünmeye çağıran bir metin olarak inmişti. Sormayı, tartmayı, akletmeyi, yüzleşmeyi teşvik ederdi. Ayetler çoğu zaman kesin cevaplar vermekten çok, zihinde yeni sorular uyandırırdı. Çünkü amaç, hazır kalıplar üretmek değil; bilinç inşa etmekti. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim, iman eden insana kör bir bağlılık değil, sorumluluk taşıyan bir farkındalık yükler.      Bu bağlamda Kur'an-ı Kerim , bireyi yalnızca inanmaya değil, inancını akli ve ahlaki temeller üzerinde inşa etmeye davet eder. Kur’an’da sıkça tekrar edilen “akletmez misiniz” (Bakara 2/44), “düşünmez misiniz” (En‘am 6/50) ve “ibret almaz mısınız” (Yunus 10/16) gibi ifadeler, vahyin bilişsel ve eleştirel yönünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Kur’an, hazır kalıplar sunan bir dogma metni olmaktan ziyade, bilinç inşa etmeyi hedefleyen dinamik bir rehber niteliği taşır.      Ancak tarihsel süreç içerisinde bu sorgulayıcı yaklaşımın giderek zayıfladığı gözlemle...

"Allah Korusun", Nasıl ?

Resim
     Bir insan, gökyüzünden inen yağmuru, yerin şiddetli sarsılmasını, rüzgarın öfkesini aynı anda hem kutsal bir iradeye bağlayıp hem de ondan korunmayı istemekle hangi zihinsel yol ayrımında durur? “Allah korusun” ifadesi, gündelik dilde masum bir temenni gibi duruyor öyle değil mi ! Kimden? Kime Karşı ? Oysa bu söz, derinlerde metafizik, etik ve epistemolojik katmanları olan bir düşünce evrenine açılır.      İnsan, doğayla kurduğu ilişkide hem neden arar hem de anlam üretir. Bu arayış, tarih boyunca mitolojilerden teolojiye, felsefeden bilime uzanan uzun bir hat üzerinde ilerlemiştir.      İlksel toplumlarda doğa olayları kişileştirilmiş güçlerin dili olarak okunurken, modern dünyada aynı olaylar fiziksel yasaların sonucu olarak kavranır. Bu iki yaklaşım, çoğu zaman aynı zihinde yan yana varlığını sürdürür.      Teolojik perspektiften bakıldığında, evren düzenli bir bütün olarak düşünülür. Bu düzenin merkezinde ilahi irade ...

Dilbilimsel Çözümlemelere Hapsedilen Vahyin Kendi Kendine Tefsiri

Resim
     Kur’an’ın doğru anlaşılması meselesi, yalnızca metnin lafzî yapısına ve dilbilimsel çözümlemelere indirgenemeyecek ölçüde çok katmanlı bir problem alanını ifade etmektedir.  Vahiy, belirli bir tarihsel bağlamda, somut muhataplara yönelmiş; onların zihniyet dünyaları, inanç tasavvurları, kültürel kodları ve toplumsal ilişkileri üzerinden anlam üretmiştir.  Bu yönüyle Kur’an, yerel bir hitap üslubu kullanmakla birlikte, mesajını belirli bir coğrafya ve zamana hapseden bir metin değil; evrensel bir söylem iddiası taşıyan bir vahiydir. Ancak bu evrensel iddianın sağlıklı biçimde kavranabilmesi, metnin indiği tarihsel ve kültürel bağlamın çok boyutlu biçimde dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır.      İslâmî ilimler geleneği içinde gelişen tefsir literatürü, kuşkusuz zengin ve kapsamlı bir birikim üretmiştir. Bununla birlikte, söz konusu literatür çoğu zaman kendi iç epistemolojik sınırları içerisinde kalmış; Kur’an’ın temas ettiği farklı toplul...