Kayıtlar

Kur'an Kıssalarını Masallaştırmak

Resim
  Kanaatimce; Kur’an kıssalarının günümüzde algılanan biçimiyle en büyük talihsizliği, anlatılmak istenen şeyin zamanla anlatılan şeyin içine gömülmesidir.      Muhammed Abid el-Câbiri’nin “Arap aklı” üzerine yaptığı çözümlemelerden hareketle bakıldığında, bir metni anlamanın yalnızca kelimelerin sözlük karşılığını bulmaktan ibaret olmadığı görülür. Metin, kendisini üreten zihinsel dünyanın, siyasal yapının, toplumsal ilişkilerin ve kültürel hafızanın içinde konuşur. Kur’an kıssaları da böyledir. Bunlar geçmişe ait olayların kronolojik tutanakları gibi okunabilecek metinler değildir. Kur’an, tarihin bütün ayrıntılarını anlatmak yerine, kendi muhatabının zaten aşina olduğu tarihsel ve kültürel malzemeyi seçer, yoğunlaştırır ve ahlaki-siyasal bir mesaja dönüştürür.      Süleyman Kıssasından örnek vereyim ki Süleyman kıssası bunun son derece dikkat çekici örneklerinden biridir. Süleyman’ın asası etrafında anlatılan bölüm, yüzeysel biçimde okunduğunda nere...

Keloğlan'a Saç Ektirmek

Resim
Nuh’un gemisini arayan arkadaşlarla oturduk, çay içiyoz. Muhabbet uzadıkça uzadı. Zaten bu konular ne zaman açılsa konu uzar ama bir nihayete hiç varamaz ki ! Nuh’un gemisini bulamadığımız gibi Musa’nın da tam olarak denizi nerede ikiye yardığı, Yunus’u balığın nerede karaya bıraktığı, İbrahim'in nerede ateşe, Yusuf’un ise kuyuya atıldığı yerin niçin bulunamadığından girdik. Bir türlü işin içinden çıkamadık. Çıkamadık çünkü arkadaşlar, Kur’an’daki anlatıların tamamının mutlak surette rasyonel gerçeklik içerisindeki nesnel karşılığını bulmaya çalışıyordu. Böyle olunca da anlatının kendisinden çok, anlatının arkeolojik ve fiziksel izlerini arayan bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Oysa burada asıl sorulması gereken soru, “Bu olay tam olarak nerede ve nasıl gerçekleşti?” sorusundan önce “Bu anlatı neyi hatırlatıyor, insana ne söylüyor ve hangi ahlaki hafızayı canlı tutuyor?” sorusudur. Algı dünyamıza kelam ilmi üzerinden yerleşen ve yüzyıllardır bir türlü çıkmayan “mucizenin nübüvvetin i...

Homo Sapiens Sapiensleştiremediklerimizden misiniz ?

Resim
    Sanırım Elias Canetti'nin Kitle ve İktidar adlı kitabında görmüştüm. Tam hatırlamıyorum ama kaba saba aklımda kalan hali şöyle bir şeydi. "Kalabalık, insanın düşünme cesaretini elinden alan en eski icattır."      İnsanlık tarihinde her çağ, kendine özgü bir körlük üretmiştir. Kimi zaman dogmalar, kimi zaman ideolojiler, kimi zaman da mutlak iktidar arzusu düşüncenin önüne geçmiştir. İçinde yaşadığımız çağın körlüğü ise çok daha karmaşık bir karakter taşıyor. Çünkü bu kez insanı karanlığa sürükleyen şey bilgi yoksunluğu değil; bilginin ölçüsüz, denetimsiz ve anlamını yitirmiş halinin savrulmasıdır. Neyi mi konuşacağız.. Sosyal Medyayı..      Sosyal medya, başlangıçta tüm dünyada iletişimi demokratikleştiren bir imkan olarak karşılandı. Zamanla bu dijital alan, dikkat ekonomisinin en büyük laboratuvarına dönüştü. Artık değer üreten düşünceler yerine dolaşım hızı yüksek içerikler öne çıkıyor oldu. Artık bir fikrin doğruluğu, kanıtlarının sağ...

İslami Tefsir Geleneğinde Tevrat Kaynaklarının Konumu ve Yorum Sorunu

Resim
     İslami ilim geleneğinde, önceki vahiylerin korunmuşluğu meselesi uzun süredir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın merkezinde ise özellikle Tevrat yer almaktadır. Müslüman düşünce tarihinde, Tevrat’ın tahrif edildiği yönündeki kanaat yaygın kabul görmüş; bu durum, onun ilmi çalışmalarda kullanılmasına karşı mesafeli bir yaklaşımın gelişmesine yol açmıştır. Ancak bu mesafe, çoğu zaman metodolojik bir ihtiyat sınırını aşarak, tarihsel ve metinsel verilerin bütünüyle dışlanması sonucunu doğurmuştur.      Buna karşılık hadis ve tefsir literatüründe, Tevrat’ın özellikle ilk beş kitabının sunduğu tarihsel veri seti büyük ölçüde ihmal edilirken, Yahudi geleneğine ait Talmud , Mişna ve benzeri kaynaklardan aktarılan rivayetlerin çoğu zaman yeterli eleştirel süzgeçten geçirilmeden kullanıldığı görülmektedir. Bu durum, epistemolojik açıdan tutarsız bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Bir yandan Tevrat bütünüyle dışlanmakta, diğer yandan onun sonraki yorum ge...

Kur’an Tefsirinde Bağlam-Anlam İlişkisi ve Yorumcunun Zihinsel Belirleyiciliği

Resim
    İslami ilim geleneğinde ayetlerin tefsiri bağlamında “yorum” üretme faaliyeti çoğu zaman bir entelektüel maharet göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, zamanla “ne kadar çok yorum, o kadar çok derin anlam” ve metnin zenginliğinin sonsuzluğu yönünde yanıltıcı bir kabule dönüşmüştür. Oysa Kur'an’ın günümüze kadar taşınan en önemli problemlerinden biri, metnin kendi bağlamı içerisinde ve ilahi murada uygun biçimde anlaşılmamasıdır. Bu sorun, çoğunlukla yorumcunun zihinsel dünyasının ve ideolojik yönelimlerinin, metnin asli anlamının önüne geçmesiyle ortaya çıkmaktadır. İnsan zihni, anlam üretme sürecine çoğu zaman ön kabuller, değer yargıları ve dünya görüşleriyle dahil olur. Bu durum, kutsal metinler dahil olmak üzere her türlü metnin, okuyucunun zihinsel çerçevesine uygun biçimde yeniden inşa edilmesine yol açar. Böylece metnin tarihsel, dilsel ve bağlamsal sınırları göz ardı edilir; anlam, metinden ziyade yorumcunun perspektifinde şekillenir. Bu süreç, il...

Faili Meçhulden Faili Meşhura Bakara Suresi 73. Ayetin Kriminal Tefsiri

Resim
     Kutsal metinlerde anlatı formu, çoğu zaman tarihsel bir olayın kaydından ibaret değildir; aksine, kolektif hafızayı yeniden kuran ve muhatap topluluğu kendi geçmişiyle yüzleştiren bilinçli bir retorik tercihtir. Bu nedenle bir kıssa, yalnızca “ne oldu?” sorusuna değil, “neden hatırlatılıyor?” sorusuna da cevap aramayı gerektirir. Bakara suresinde yer alan inek anlatısı da, ilk bakışta kriminal bir hadisenin çözümü gibi görünse de, daha derinde İsrailoğulları’nın tarihsel sapmalarını açığa çıkaran ve kutsal algılarını sorgulayan teolojik bir müdahale niteliği taşımaktadır.     Kur'an ’da Bakara 73. ayette şöyle buyrulur: “Bunun üzerine ‘Kesilen ineğin bir parçasıyla ona vurun’ dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir; umulur ki aklınızı kullanırsınız.” Bu ifade, İsrailoğulları arasında meydana gelen faili meçhul bir cinayet bağlamında verilen ilahî emrin sonucunu bildirir. Ancak söz konusu anlatı, yalnızca mucizevi bir diriltme ha...

İnsanoğlu’nun en büyük buluşu nedir?

Resim
Kimi ateşi gösterir: Karanlığı yaran ilk kıvılcım, soğuğa karşı yakılmış büyük bir isyan. Kimi tekerleği öne sürer: Hareketin geometrisi, mesafelerin kayboluşu, zamanın kısalışı. Kimi yazıyı över: Hafızanın taşlara, kağıtlara ve zamana emanet edilişi. Kimi barınak der, kimi tarım, kimi metal, kimi makine, elektrik… Her biri, insanın dünyaya attığı bir imza gibidir. Her biri, “buradayım” diyen bir iz. Fakat bütün bu parlak buluşların arkasında, daha sessiz, daha derin bir kırılma noktası vardır. İnsan, bir gün göçebeliğin rüzgarından vazgeçip toprağa kök salmaya karar verdi. Yerleşik hayata geçti. Çadırın yerine duvar, ateşin başındaki hikayenin yerine sokaklar, meydanlar, pazarlar geldi. Toprak ekildi, ürün biçildi, fazlalık birikti. Ve fazlalık, zamanı doğurdu. İşte asıl buluş burada başladı. İnsan artık yalnızca hayatta kalmak için çalışmıyordu. Bazıları çiftçi oldu, bazıları demirci, bazıları tüccar, bazıları katip. Meslekler doğdu. Roller yazıldı. Toplum, görünmez bir sahneye dönüş...