Dilbilimsel Çözümlemelere Hapsedilen Vahyin Kendi Kendine Tefsiri
Kur’an’ın doğru anlaşılması meselesi, yalnızca metnin lafzî yapısına ve dilbilimsel çözümlemelere indirgenemeyecek ölçüde çok katmanlı bir problem alanını ifade etmektedir.
Vahiy, belirli bir tarihsel bağlamda, somut muhataplara yönelmiş; onların zihniyet dünyaları, inanç tasavvurları, kültürel kodları ve toplumsal ilişkileri üzerinden anlam üretmiştir.
Bu yönüyle Kur’an, yerel bir hitap üslubu kullanmakla birlikte, mesajını belirli bir coğrafya ve zamana hapseden bir metin değil; evrensel bir söylem iddiası taşıyan bir vahiydir. Ancak bu evrensel iddianın sağlıklı biçimde kavranabilmesi, metnin indiği tarihsel ve kültürel bağlamın çok boyutlu biçimde dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır.
İslâmî ilimler geleneği içinde gelişen tefsir literatürü, kuşkusuz zengin ve kapsamlı bir birikim üretmiştir. Bununla birlikte, söz konusu literatür çoğu zaman kendi iç epistemolojik sınırları içerisinde kalmış; Kur’an’ın temas ettiği farklı toplulukların, inanç sistemlerinin ve kültürel evrenlerin sistematik biçimde hesaba katılmasına yeterince alan açamamıştır.
Bu durum, vahyin muhatap–hitap ilişkisini dar bir çerçevede ele alan yorum biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açmış; Kur’an’ın, yalnızca belirli bir topluluğun iç meselelerine seslenen kapalı bir söylem olarak algılanmasına zemin hazırlamıştır. Oysa Kur’an, kendisini belirli bir topluluğun yerel referanslarına hitap eden bir metin olarak değil, insanlık tarihinin bütününe yönelik bir çağrı olarak konumlandırmaktadır.
Tefsir geleneğinde dikkat çeken metodolojik sorunlardan biri, Kur’an kıssalarının çoğunlukla peygamber merkezli bir anlatı üzerinden okunmasıdır. Bu yaklaşımda, peygamberlerin muhatap olduğu toplumların tarihsel, sosyolojik ve inançsal yapıları ikincil bir unsur olarak ele alınmakta; anlatıların indiği dönemdeki anlam dünyası büyük ölçüde göz ardı edilmektedir. Böyle bir okuma biçimi, kıssaların tarihsel bağlamından koparılmasına ve anakronik yorumların üretilmesine zemin hazırlamaktadır. Ayrıca metindeki anlatı boşluklarının, eleştirel süzgeçten geçirilmeden İsrailiyat kaynaklı rivayetlerle doldurulması, Kur’an anlatısının kendi iç tutarlılığı yerine dış metinlerin belirleyici hâle gelmesine yol açmıştır.
Oysa özellikle son bir kaç yüzyılda arkeoloji, etnografi, dinler tarihi ve mitoloji alanlarında kaydedilen gelişmeler, Kur’an kıssalarında adı geçen toplumların kültürel ve inançsal dünyalarına dair önemli veriler sunmaktadır. Bu veriler, vahyi yalnızca “içeriden”, yani teolojik ön kabuller üzerinden değil; aynı zamanda “karşıdan”, yani muhatap toplumların kutsal tasavvurları, ritüelleri ve mitolojik anlatıları üzerinden de okumayı mümkün kılmaktadır. Her ne kadar bütün kıssalar için yeterli tarihsel ve maddi veri henüz mevcut olmasa da, elde edilen bulgular, geleneksel yorum kalıplarının mutlaklaştırılmasını sorgulamayı gerekli kılacak düzeydedir.
Bu çerçevede Kur’an kıssalarının, soyut ve zamansız anlatılar olarak değil; belirli tarihsel, kültürel ve düşünsel bağlamlar içinde şekillenmiş hitaplar olarak ele alınması gerekmektedir. Peygamberlerin muhatap aldığı toplumların tarihini, inanç yapılarını, mitolojik arka planlarını ve sembolik evrenlerini merkeze alan “karşıdan okuma” yöntemi, tefsir geleneğini daraltmak yerine derinleştiren bir imkân sunmaktadır. Böyle bir yaklaşım, vahyin mesajını hem indiği bağlamla hem de insanlık tarihinin ortak hafızasıyla daha sahih bir ilişki içinde kavramaya katkı sağlayacaktır.
Bu noktadan hareketle, ilahiyat çalışmalarının yalnızca teolojik bir dile ve içe kapalı bir yorum geleneğine hapsedilmesi, Kur’an’ın evrensel hitap iddiasını giderek zayıflatmaktadır.
Metnin tarih, kültür, dinler tarihi ve insan düşüncesinin uzun süreli birikimiyle ilişkisinin ihmal edilmesi, Kur’an’ı canlı bir dünya tasavvuru sunan vahiy olmaktan çıkararak, ibadet pratikleri ve cami merkezli bir alana sıkıştırma riskini beraberinde getirmektedir.
Oysa Kur’an’ın evrenselliği, ancak onu insanlık tarihinin bütünüyle konuşan bir metin olarak ele alan, disiplinlerarası ve eleştirel bir yorum ufku sayesinde yeniden görünür kılınabilir.
