Faili Meçhulden Faili Meşhura Bakara Suresi 73. Ayetin Kriminal Tefsiri

    Kutsal metinlerde anlatı formu, çoğu zaman tarihsel bir olayın kaydından ibaret değildir; aksine, kolektif hafızayı yeniden kuran ve muhatap topluluğu kendi geçmişiyle yüzleştiren bilinçli bir retorik tercihtir. Bu nedenle bir kıssa, yalnızca “ne oldu?” sorusuna değil, “neden hatırlatılıyor?” sorusuna da cevap aramayı gerektirir. Bakara suresinde yer alan inek anlatısı da, ilk bakışta kriminal bir hadisenin çözümü gibi görünse de, daha derinde İsrailoğulları’nın tarihsel sapmalarını açığa çıkaran ve kutsal algılarını sorgulayan teolojik bir müdahale niteliği taşımaktadır.

    Kur'an’da Bakara 73. ayette şöyle buyrulur: “Bunun üzerine ‘Kesilen ineğin bir parçasıyla ona vurun’ dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir; umulur ki aklınızı kullanırsınız.” Bu ifade, İsrailoğulları arasında meydana gelen faili meçhul bir cinayet bağlamında verilen ilahî emrin sonucunu bildirir. Ancak söz konusu anlatı, yalnızca mucizevi bir diriltme hadisesi olarak okunabilecek dar bir çerçeveye indirgenemez; ayetin yer aldığı pasaj ve sure bütünlüğü dikkate alındığında daha geniş bir teolojik ve tarihsel arka plan ortaya çıkar.

    Bakara 67–71. ayetlerde İsrailoğulları’na bir inek kesmelerinin emredilmesi ve onların bu emir karşısında sergiledikleri ayrıntıcı, oyalayıcı ve direngen tutum dikkat çekicidir. Sorular yoluyla emri zorlaştırmaları, vahiy karşısındaki teslimiyet eksikliğini göstermektedir. Bu tavır, daha önce yaşanan buzağı hadisesiyle birlikte düşünüldüğünde, İsrailoğulları’nın kutsal tasavvurlarındaki sapmanın sürekliliğine işaret eder. Dolayısıyla inek emri ve devamındaki hadise, yalnızca kriminal bir olayın çözümünü değil, tarihsel bir zihniyetin teşhirini de içerir.

    Klasik tefsir literatüründe ayet çoğunlukla fiziksel bir diriltme mucizesi bağlamında değerlendirilmiş; bazı yorumcular ise buradan ceza muhakemesine, delil sistemine veya suçun ispatına dair hukuki ilkeler üretmeye yönelmiştir. Oysa metnin bağlamı, teknik bir yargılama prosedürü inşa etmekten ziyade, ilahî kudretin ve teolojik yüzleşmenin görünür kılınmasına odaklanmaktadır. Ayetin hemen öncesi ve sonrası birlikte okunduğunda, anlatının pedagojik niteliği açıkça ortaya çıkar: İsrailoğulları’na kendi tarihsel sapmalarını hatırlatan ve onları bu sapmalarla yüzleştiren bir hitap söz konusudur.

    Bu bağlam, Tevrat’taki benzer düzenlemeyle mukayese edildiğinde daha da belirginleşir. Yasanın Tekrarı 21:1–9 pasajında faili meçhul bir cinayet durumunda uygulanacak ritüel tarif edilir. Cesedin bulunduğu yere en yakın yerleşim birimi belirlenir; o yerin ileri gelenleri boyunduruk altına alınmamış bir düveyi işlenmemiş bir vadide öldürür ve ellerini yıkayarak suçtan beri olduklarını beyan ederler. Burada amaç, topluluğun kan suçundan arındırılmasıdır; ölü dirilmez, katil mucizevi biçimde ortaya çıkarılmaz. Vurgu, kolektif sorumluluğun giderilmesine yöneliktir.

    Her iki metinde de faili meçhul cinayet ve bir sığır üzerinden gerçekleştirilen ritüel ortak bir motif olarak görünse de, Kur’an anlatısında mesele hukuki-kolektif arınmanın ötesine taşınır. İneğin kesilmesi, sembolik düzeyde, kutsallaştırılmış yanlışın tasfiyesini çağrıştırır. Özellikle Mısır tecrübesinin izleri ve boğa merkezli kutsallık anlayışları, kimi yorumlarda Apis kültüyle ilişkilendirilerek değerlendirilmiştir. Bu çerçevede inek, yalnızca biyolojik bir varlık değil; içselleştirilmiş pagan kutsallığın sembolik temsili olarak okunabilir. Ölüye ineğin bir parçasıyla vurulması ise, bastırılmış hakikatin, batılın kendi sembolü üzerinden açığa çıkmasını imleyen güçlü bir metafor niteliği taşır.

    Dolayısıyla ayeti salt mucize anlatısına indirgemek ya da buradan ayrıntılı bir hukuk teorisi türetmeye çalışmak, metnin tarihsel ve bağlamsal derinliğini daraltma tehlikesi barındırır. Sure bütünlüğü içinde okunduğunda anlatı, İsrailoğulları’nın vahiy karşısındaki tutumlarını, kutsal algılarındaki kırılmaları ve tarihsel sapmalarını yeniden gündeme getiren eleştirel bir söylem üretmektedir. Ne var ki klasik tefsir geleneğinde dahi, İsrailoğulları tarihine yapılan açık göndermeler yeterince dikkate alınmaksızın yapılan yorumlar, metni kendi tarihsel bağlamından koparmış; bu kopuş ise yorumları kaçınılmaz biçimde anakronik bir zemine sürüklemiştir.