İnsanoğlu’nun en büyük buluşu nedir?

Kimi ateşi gösterir: Karanlığı yaran ilk kıvılcım, soğuğa karşı yakılmış büyük bir isyan.

Kimi tekerleği öne sürer: Hareketin geometrisi, mesafelerin kayboluşu, zamanın kısalışı.

Kimi yazıyı över: Hafızanın taşlara, kağıtlara ve zamana emanet edilişi.

Kimi barınak der, kimi tarım, kimi metal, kimi makine, elektrik… Her biri, insanın dünyaya attığı bir imza gibidir. Her biri, “buradayım” diyen bir iz.

Fakat bütün bu parlak buluşların arkasında, daha sessiz, daha derin bir kırılma noktası vardır.

İnsan, bir gün göçebeliğin rüzgarından vazgeçip toprağa kök salmaya karar verdi. Yerleşik hayata geçti. Çadırın yerine duvar, ateşin başındaki hikayenin yerine sokaklar, meydanlar, pazarlar geldi. Toprak ekildi, ürün biçildi, fazlalık birikti. Ve fazlalık, zamanı doğurdu.

İşte asıl buluş burada başladı.

İnsan artık yalnızca hayatta kalmak için çalışmıyordu. Bazıları çiftçi oldu, bazıları demirci, bazıları tüccar, bazıları katip. Meslekler doğdu. Roller yazıldı. Toplum, görünmez bir sahneye dönüştü. Herkes bir yere ait oldu, bir işe bağlandı, bir kimlik kuşandı. Ve en önemlisi, herkesin elinde artık biraz “boş zaman” vardı.

Boş zaman…
Bu masum kelimenin içinde koca bir kader saklıydı.

Boş zamanla birlikte düşünce çoğaldı, hayal genişledi, sanat filizlendi, felsefe serpildi. Ama aynı zamanda dedikodu büyüdü, kıskançlık serpildi, iktidar hırsı kök saldı. İnsan, boş kaldıkça kendi zihninin labirentlerinde dolaşmaya başladı. Kimi yıldızları saydı, kimi komşusunun günahlarını.

Eğer insanoğlu, gündelik hayatın yalınlığı içinde yaşamaya devam etseydi, belki bu kadar karmaşık bir varlığa dönüşmeyecekti. Sabah uyan, karnını doyur, barınağını koru, akşam yıldızların altında uyu… Hayat, su gibi akıp gidecekti. Büyük ideolojiler, büyük nefretler, büyük kalabalık çılgınlıkları belki hiç doğmayacaktı. Kitlesel aptallıklar, sloganlara dönüşmüş öfkeler, sürü halinde düşünmeler belki hiç filizlenmeyecekti.

Ama insan, sade kalmayı seçmedi.

O, fazlasını istedi. Daha çok zamanı, daha çok gücü, daha çok anlamı. Ve bu arayış, onu hem yüceltti hem de karmaşıklaştırdı. Yerleşik hayatla birlikte doğan meslekler ve sosyalleşmenin getirdiği boş zaman, insanlığın en büyük icadı oldu. Ne ateş kadar yakıcı, ne tekerlek kadar görünür, ne yazı kadar somut… Ama hepsinden daha derin.

Çünkü bu buluş, insanın dış dünyasını değil, iç dünyasını değiştirdi.

İnsan artık yalnızca yaşayan bir varlık değil, düşünen, sorgulayan, kuran, yıkan, kalabalıklar içinde kaybolan bir varlıktı. Kendi yarattığı düzenin içinde bazen bilgeleşti, bazen de kendi aklının ağırlığı altında ezildi.

Belki de insanlığın en büyük icadı, bir alet ya da nesne değil; kendine fazladan zaman yaratma cesaretiydi.

Ve bu cesaret, ona hem uygarlığı hem de karmaşayı hediye etti.