Kayıtlar

Anlamsız Bağlam, Bağlamsız Anlam!

Resim
Mekke de kendi sosyal sorunları için de çeşitli durum ve olaylar bağlamında vahyedilen Kur’an’ın, ilk muhatapları ile daha sonra ki biz muhatapları açısından kazandığı anlam farklıdır. Sözlü olarak aktardığı anlam ile şimdi elimizde yazılı metin haline geldikten sonraki anlamı ve anlaşılması tamamen aynı değildir. Bunun en önemli nedeni; Sözlü kültürün yazılı kültüre ve bir dilden başka bir dile geçtikten sonraki teknik sorunlardır. Sözlü olarak Muhammed a.s. destek olan vahiy, aradan uzun bir süre geçince iki kapak arasına alındı ve en az yüz elli yıl sonra başka dillere çevrilerek TEFSİR edildi. Kur’an’ın sözlü metin formu, doğrudan Muhammed a.s 'ın kendisi ile muhataplarına yönelik olduğu halde, yazılı metin formu, Kur’an’ı okuyup anlamak isteyen sonraki herkese yöneliktir. Sözlü dil alışkanlıkları ve düşünüş biçimiyle oluşturulmuş bir metin aynısıyla yazıya çevrilse muhtemel okurlar açısından anlamda kapalı gelen, açıklanması gereken yerlerin olması doğaldır. Muhataplar bakım...

Bilimsel tevil ile yorulmanın alemsizliği!

Resim
Kur'an ı Kerim de Allah kendisini, kozmik uyumun tek kurucu/koruyucu/sürdürücüsü olarak tanıtır. Bu uyumun içinde hiçbir şey O'nun izni dışında ve kozmik programın dışında bir davranış biçimi sergileyemez. Kozmolojik bu uyuma Sünnetullah denir. Aynı kavram yeryüzü sosyolojisi içinde geçerli bir kuraldır. Bir uygarlığın doğuşu ve yıkılışına kadar ki tüm süreç bu kurallar bütününe uygun gelişir. Bu uyumun yeryüzündeki tek istisnası insandır. İnsan bu uyuma "ister uy, ister uyma" bir seçimle karşı karşıya bırakılmış ve bir imtihan unsuru olarak var edilmiştir. İnsanın uyumsuz davranma özgürlüğü, Allah'ın yarattığı tüm uyumun içindedir ve bu kurgu mükemmeldir. Çünkü bir Uyum ancak içinde tüm olasılıkları barındırdığında kusursuzdur. Allah tüm insanlığı bu uyuma dahil olmaya davet etmek için iradesine hitab eden Vahiy göndermiş, onları elçiler yoluyla gerek korkutmuş gerekse müjdelemiştir. Kozmik uyuma aykırı davrananlar bundan korkmalı aksi durumdakiler nihai sonun ...

Realiteler ve İdealler

Kur'an-ı Kerim de ayetlerin bir sunum formatı var. Ben genelde bir metod ile ayetleri incelemesem de dikkatimi çeken önemli bir husus şudur; Ayetlerin sonu bilindiği gibi genelde Allah ile yani onun SIFATLARI ile biter. Burada iki önemli amacın olduğunu düşünüyorum zira örnek olarak vereceğim sadece bir kaç ayet bu düşüncemi/tezimi destekler mahiyettedir. Allah sözün sonunu daima kendisi ile bağlamaktadır. Birinci amaç; hiçbir şekilde tanımlanamayacak olmasına rağmen İnsan özelliklerine en yakın sıfatlar ile Allah'ın kendisini tanıtması. Bir diğeri de Ayetin ya da ayetin bağlamında söz konusu edilen mesele; Realite/sosyal sorun/geleneksel tabular gibi ise ayet şunu yapmaktadır. Realiteleriniz şunlar şunlar şunlar ancak Allah'ın ideal/arzu ettiği/sizi ulaştırmak istediği yer/ ŞU dur. Örneğin; Kısas ayetinde, Makdulün yakınına Katil'in kanını bir hak olarak tanıması (ACINI ANLIYORUM) ancak ayetin sonunun Allah'ın affına (ANCAK YAPABİLİR İSEN AFFET) vurgu yapıl...

Yılanlar, Yalanlar ve Musa'nın Denizi Yarması

Resim
Kafayı Değiştir ki Akıbet Hayr olsun ! Magedah Shabo "Kara propaganda; yalan, yanlış ve abartılı bilgiler kullanarak duyguları istismar ederek kitlelerin bir çıkar grubunun arzu ettiği gibi düşünmesini ve davranmasını sağlayacak iletişim faaliyetleri yapmaktır." der. Kur'an, Musa'nın mücadele ettiği Firavunun Sihirbazlarının "ortaya attığı yılanlar olarak" bunu gözümüzün önünde adeta CANLANDIRIR. Bunun güncel versiyonunu günümüzde Doğan Medyası yapıyor... Yılanları da yalanları da bitmiyor Emperyalizmin. Unutmayalım ki Kur'an bir tarih kitabı olmadığı için ve sözlü kültür ile hitap ettiği için çok uzun süren bir tarihsel süreci iki kelime ile anlatmak zorundadır. Örneğin Yaklaşık 15 yıl süren Musa'nın Firavun ile Hak ve Özgürlük mücadelesini Kur'an; DENİZİ YARDI bağlamında Yahudi geleneğinde anlatıldığı gibi anlatır. Polemiğe girmez. Yahudi inancı Babil Sürgünü ve Asur fetihleri nedeniyle Mezopotamya kültürleri ile sentezlenmiş ve eski kültür...

Kültür Hapishanesinden Din'e Kaçış

Kültür Hapisanesinden Din Özgürlüğüne Kaçış Bir toplumdan her şeyi çıkardığınızda geriye kalan şeydir özetle kültür. Toplumun özgünlüğü ve ayırt edicisidir. Bir toplumun kült haline getirdiği fenomenlerinin toplamıdır da denilebilir. İnsan doğar doğmaz kendini bir kültürün içinde bulur ve o kültürün ürünü kullanılan dilin, coğrafyanın, etnisitenin mahpusu olarak hayat sürer, o kültürün gereği gibi düşünür ve yaşar. Bu bakımdan kültürel çerçeve insanın toplumsal davranış ve düşünce biçimini derinden etkiler. Kültürel dinamikler dışında düşünmek ya da farklı davranışlar sergilemek çok az insanın ortaya koyabileceği bir davranış biçimidir. İnsan gelenek, görenek ve geçmişten gelen inanç ve davranış biçimleri kalıplarına karşı çıkmayı ya da onlara karşı durmayı çoğu zaman evrensel kabul görmüş ilkelere dayandırmaz ise o toplum tarafından dışlanır, aykırı bulunularak yalnızlaştırılır. Aynı toplum ahlak, vicdan, hukuk normlarından ne kadar uzaklaşır ise tarihsel süreçte yok olup gider. Evren...

Kut'la beni, Kut'sa bizi

Biricik Mutlak, aşkın, eşsiz ve benzersiz her şeyi yoktan yaratan Tanrı'nın bir çok kültürel dilde adı farklı farklıdır. Adı her ne kadar farklı da olsa kastedilen Arapça da ki bizim de kullandığımız anlamda "ALLAH" kastedilir. Kültürel geçmişlerde tanrılar alt tanrılara bölünüp sıfatları yeryüzüne indirilince iş çığırından çıktı ve insanlar monoteist bir inanç dan politeist inanca yatkın hale geldiler. Dünya İnanç Tarihi monoteist ve politeist inaçların sürekli yer değiştiği coğrafya ve inanç serüvenlerine şahitlik eder. Uzattım farkındayım, tamam konuya giriyorum; Eski Türk inançlarında işte bu Mutlak aşkın, eşsiz ve benzersiz her şeyi yoktan yaratan var edicinin bir kaç adı vardır. Tengri bunlardan biridir. Bu inanç bazı zamanlarda KÖK ya da GÖK olarak da kullanılmıştır. Onun en önemli sıfatlarından biri de KUT dur. Gök,Kök,Kut hepsi YARATICI Allah'ın bölgesel ve yerel adıdır. İşte bu tanrının adının bir beşere tahsis edilmesi ve özellikle bir iktidar tarafından ...

Büyük Taşlar

Resim
Bilindik bir hikayeyi aktarayım nerede okumuştum hatırlamıyorum. Profesör öğrencilerine zamanın ideal ve doğru kullanımı yahut önceliklerimizi doğru belirlemek üzerine bir örnek sunuyordu. Böyle bir şeydi işte. Büyük bir cam fanusla biraz kum biraz taş ve bir sürahi suyla meramını anlatmıştı. Kadirrrr abiiiiiiiiii, abi nerde kaldı bizim çaylarr. ee abi tamam da bak muhabete giremedik, hadi abiii. Geçen getirdiğimiz sobayı kurdun mu abi?, çocuklar üşümesin sonra. Ne diyordum haa cam fanus, çakıl, taş, kum. Önce büyük büyük taşları cam fanusun içine koymuş -Doldu mu? diye sormuştu öğrencilere. Onlar da; -Doldu hocam cevabını verince taşların arasında küçük çakıl taşlarını serpiştirmişti ta ki cam fanus doluncaya kadar ve tekrar sormuştu; - Doldu mu? ve aynı cevabı almıştı; -Evet doldu hocam Bu kez büyük taşların arasına dolan küçük çakıl taşlarının arasına dolacak şekilde kumla doldurmuştu cam fanusu ve soruyu tekrarlayınca bilindik cevabı almıştı. -Evet bu kez doldu hocam ...