Kayıtlar

Prestij Zamanı

Resim
Prestij filminde eski kulağı kesiklerden biri sihirbazların numaralarını açık edip anlatmaya başlamadan önce sahne öncesi şunu soruyordu dış ses; Dikkatli Bakıyor musunuz ? ve daha sonrasında bir sihirbazlık numarasının analizi yapılıyordu. “Her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur…” “…Birincisi “Vaat” bölümüdür. Sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. İskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. Bu nesneyi size gösterir. Son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. Fakat gerçek, farklı olabilir. İkinci perdeye “Dönüşüm” denir. Sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. Hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. Henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. Onu geri getirmeniz gerekir. İşte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. İçlerinde en zorl...

Tatildeyiz, ne zaman döneriz Allah Bilir !

Resim
Çocukluğum ve gençliğim metropolün kenar mahallesinde geçti, anlatırlardı abiler, ordan bilirim. Tatile gitmiş bir kurban bulunur, tornistan kamyonetin arkasına bir çekyat atılır, kurbanın kapısına gidilir. Yan komşulara tatile gitmiş daire sahibinin çekyat sipariş ettiğini ama kapılarının kapalı olduğu, söylenir. Yardımsever komşulardan göz kulak olsunlar diye anahtar bırakılanlardan birine denk gelinirse, kapıyı açmaları ve çekyatı içeriye onların gözetiminde bırakmalarının mümkün olup olmadığı sorulur. Eski zaman, mobil tutsaklığın olmadığı zamanlar, nerde millette cep telefonu, uydu, internet, sosyal medya girdapları. Eğer kazara biri çıkıp ev sahibini ararsa bahane hazır, yanlış geldik ! Yok eğer komşu tufaya düştüyse çekyat içeri bırakılır ve hemen çıkılır. İkram edilen çay, piskevit arası lokum geri çevrilmez, hoş beş muhabbet sonra, işimiz çok, ayağına arazi. Aradan bir saat geçince tekrar aynı kapı ve aynı komşuyu ziyaret. Kusura bakmayın yanlış adrese sipariş bırakmış...

Din, Bizi, Allah'ın büyük davasına ortak edinceye kadar...

Resim
Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir. (8.39 - Diyanet Meali) Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır. (2.193 - Diyanet Meali) Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (9.5 - Diyanet Meali) "Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." (109.6 - Diyanet Meali) Soru şu; Müşriklerle ve Kafirlerle iman edinceye kadar savaşacak mıyız? Yakaladığımız yerde öldürecek miyiz ? yoksa Senin Dinin sana benim ki bana mı diyeceğiz ? Eğer Kur'anı topyekun ve bir...

Geçmiş, Şimdi ve Gelecek

Resim
Dünya Dinleri, Mitler ve Tarihin konusudur İnsan. İnsanın söz konusu edildiği bu olgularda ise ortak nokta "geçmiş", "şimdi" ve "gelecek"i nasıl tanımladıkları, nasıl anlamlandırdıkları, nasıl anladıklarıdır. Neredeyse istisnasız, gerek din fenomeni gerekse halkların sözlü kültürü mitler, kısmen de tarih, insanın ya geçmişi ya da geleceği ile ilgili söz söyler. Ancak buradaki söz, genelde mistik ve informatiftir. Yani varsayımsal bilgiseldir, deneyimsel değildir. Bu bağlamda tarihte aslında insanın şimdisinde değil geçmişinde kendisi dışında deneyimlenen bir olgudur. Tarih, işte bu nedenle egemenlerin yazdığı bir yazgıdır. Zaman içerisinde tarih, tekrar ve yeniden yazılabilen bir olgudur. Hele ki yüzler, binler sene öncesine dair söylenen sözler zaman üstü, mekan üstü ve tarih üstüdür. İster bilinmezin sürükleyip getirdiği geçmişin; Nereden geldik ? Nasıl geldik ? Niye geldik ? bizi kim ya da kimler yarattı ? kainat nasıl var oldu ? insan nasıl y...

Bir toplum kendi özünü değiştirmedikçe

Resim
Tevrat, Süleyman ve Davud'un Krallığından bahsederken özellikle Süleyman Peygamber için " bakırın, gümüşün hesabını tutmazdı" der. Süleyman adeta paraya para demezdi Yine Kur'anda, Süleyman'ın ihtişamlı sarayından detaylı bir şekilde bahseder ve zenginliğin ve servetin çokluğunun Allah yolunda harcandığında bir nimet olduğu vurgusu yapılır. Peki ama Süleyman'ın bu zenginliğinin kaynağı neydi ? Konuyu çok dallandırıp budaklandırmadan kısaca özetleyeyim; Mısır ve Hitit Monarşileri yıkılmaya başladığında Ortadoğuda Feodal yapılar ortaya çıkmaya, bu yapılarda bölgesel terörün artmasına sebep oldu. Kara ticareti yerini deniz ticaretine bıraktı. Dönemin en stratejik liman kenti Doğu Akdenizde bulunuyor ve Fenikelilerin kontrolündeydi. Fenikeliler doğudan batıya akan ticaretin taşımacılığından Süleyman ise bu taşımacılığın tüm bölgesel garantörlüğünden gelen vergilerle kazanıyordu. Süleyman'ın Fenike Kralı ile yaptığı ticari anlaşmalar bölgedeki ticari akti...

Ne çektin bizden be SALAT !

Resim
Kur'anın bazı joker kelimeleri olduğu gibi bazı joker kavramları da mevcuttur. Bu joker kelime ve kavramlara canınız nasıl istiyorsa öyle anlam yüklemek mümkündür. Kaynanana kızdınsa al tevhid kavramını evde tek benim sözüm geçere yor, kelimeler dünyasında her şey mümkün. Çekin mi ödenmedi, senedin mi geri döndü, patrona mı kızdın, manitana mı küstün, ayetler emrinde. Metnin altıyüzlü yıllarda değindiği şey başka bugün başka nasıl olsa ! Ne de olsa Kur'an tüm çağlarda canımızın istediği her şeye hitap ediyor öyle değil mi ! Köle Bilal'i özgür kılmak isteyen ayetleri kendi hedonik prangaların için birer maske yapabilirsin, Metin buna müsait Kur'an kelime ve kavramları, ancak bir metnin içinde ve ilgili olduğu bağlamda anlam kazanırlar. Bazı kelimeler ilgili olduğu bağlamda farklı, diğer bir bağlamda farklı anlamlara gelebilir. Bunun dilimizde de onlarca örneği mevcut Sana yüz verdim, şımartmak Sana yüz verdim, para verdim Sana yüz verdim, sana yüz tane kalem verdim...

BİRR olsun hepimizin olsun.

Resim
Toplumların kültürel izleğinde yıl dönümleri ilksel başlangıca duyulan özlemi temsil eder. Saf temiz ve kirlenmemiş olana duyulan ihtiyaç her dönümsel evrenin öncesinde ve sonrasında kutsamayı gelenek haline getirmiştir. Hasat zamanı, ekim zamanı, mevsim dönümleri, ay başları ya da sonları, yıl sonları ya da başlangıçları gibi. Çünkü ilksel olan (Kozmik Yaradılış) ya da son olan (Kozmik Yokuluş) Tanrının insana dokunduğu zamanlardır. Tarihsel süreçte kültürel bilinç altı ile insanlar bu inanca taptırıldı. Aksini düşünmek ya delilik ya da dinsel alandan çıkıp zındıklık girdabında boğulmaktı. Yeni yıl kutlamalarının arketipsel arka planında insanoğlunun ilkel inanç formları ile günümüze taşıdığı bilinçaltında sürekli yaşayan bu fenomen var. Bu fenomeni canlı tutan diğer bir unsur yeryüzünde mutsuz, adil olmayan sosyal düzen, ahlak dışı ya da kural dışı yaşamın getirdiği mutsuzluk, hiçcilik, hazcılık gibi doyum ya da doyumsuzluğun kısa bir süreliğine de olsa tatmin edilmesi, beslenmesi ...