Kayıtlar

Bir ASA yap Kendine !

Resim
Ve Musa'ya dedik ki ASANI AT. Oo bir de ne görsünler! emek ve alınteri, onbinlik köleler ve paryalardan oluşan büyük bir Ejderha, tüm algı operasyonları ve pis yalanlarla kıvrılan yılanları bir bir yutuyor... ...Ve bunun üzerine Sihirbazlar dediler ki; Musa'nın getirdiği YÜCE DEĞERLERE ARTIK BOYNUMUZ KILDAN İNCE. Taşerona hakkını tam vermek lazım, emeği sömürmemek lazım, işçinin ve çalışanın hakkını tam vermek lazım, halkın gözünü boyamamak lazım, bu gün ak dediğimize yarın kara dememek lazım, yalanlar, kumpaslar, hileler peşinde koşarak halkı yanıltmamak lazım. Mazlumların üzerine basarak biriktirmemek ve insanlar üzerinde kibirli bir tahakküm kurmamak lazım. Yoksa Allah bizim belamızı verecek, anladık bunu ! Nee ! diye haykırdı ve çıldırdı Firavun ! Daha düne kadar benim size yaptığım çıkmalar kursağınızda iken bana ihanet ha ! Bana karşı sendika kurarsınız ha ! Ben şimdi sizin sendikalarınızın, birlik ve beraberliğinizin arasına bir nifak sokayım da eliniz ayağınız...

Allah'ın İki Kitabı

Resim
Gözümüzü açtığımızda gördüğümüz her şey ama her şey Allah'ın Kainat Kitabıdır. Allah'ın Kainat Kitabı bilimsel gelişmeyi, ilerlemeyi, gözlemi, deneyi, araştırmayı emreder ve bunda insanlar için rahmet vardır. Bu rahmet insanlık için muhteşem bir örnek ve rehberliktir... Allah'ın bir de Ahlak ve Vicdan kitabı vardır ki dönem dönem İnsanlığa genel geçer unuttuklarını hatırlatan, onları akla, ahlaka, vicdana davet eden. Kur'an buna Vahiy der. Son örneği bize ulaşan ise matbu olarak okuduğumuz Kur'an işte bu Vahiy. Bu kitap ise tüm olguları araç olarak kullanan insanın hangi ahlaki ilkeler doğrultusunda hareket edeceği bir rehberdir... Bu iki kitabın arasını açmak doğrudan ya da dolaylı olarak Allah'a düşmanlığa varan bir sonuca götürür İnsanlığı... Kainatta uyumu bozan şey insanın iradesi ile bu uyuma dahil olup olmadığıdır. Yoksa kainatta her şey kitabına uygun davranır. İnsan dışında ! Bir örnek vermek gerekirse; Batı, bu iki kitabın arasını açtı. Ondan önceki Üm...

"Kitapsız"lık Yapma !

Resim
Toplumları genel olarak kitaplı ya da kitapsız olarak tasnif etmek lazım. Din terminolojisinde bu önemli bir kriter. Dilimize deyim olarak geçen "KİTAPSIZ", "KİTAPSIZLIK YAPMA!" bu minvalde söylenen şeylerdir. Vahiy gönderilmiş toplumların Kur'an da "Utül Kitab", gönderilmemiş toplumların ise "Ümmül Kitab" olarak isimlendirildiklerini biliyoruz.Yani kitaptan ve ya kitabın ne dediğinden haberi olmayan toplumlar. Eğer bir toplum Ruhbanlar Sınıfı tarafından kitabın gerçek gündeminden uzaklaştırılmışsa o toplumda utül kitaptır ancak Allah bu topluma; "BİZ SİZİ KİTAPSIZ BIRAKMADIK AMA SİZ ATALARINIZDAN ALDIKLARINIZA DÖRT ELLE SARILDINIZ VE BUNA DA "ALLAH'IN DİNİ İŞTE YALNIZCA BU" YALANINI UYDURDUNUZ" der. ve Ehli Kitab olarak isimlendirilenlerin de vahyin inciğini cinciğini kurcalamış, sağını solunu çekiştirmiş, Allah'ın gerçek gündemini sanal ve dandik gündemlere bulaştırıp vahyi tanınmaz hale getirdiklerini biliy...

Yorum-la-ma Artık !

Resim
- Şimdi abi bak sen Muhammed aleyhisselamsın -Töbe töbee olur mu öyle şey - abi dur, söztemsil - bende velid bin muğireyim - hah bak o olur - ama abi bak asıl şimdi ayıb oluyo, aa ! - şaka be ya şakaa, Ee ? - Şimdi sen geldin ve şehadet parmağını havaya kaldırdın ve - Ya Eyyuhennassss, Ya eyyuhellezine amenü dedin ve durdun, sonra örneğin Asr Suresini okudun. Ya da her hangi bir Sure'nin bir pasajını yada başka bir surenin tek bir ayetini. Ben de sana sordum - Ey Muhammed bu sözlerin bize mi biz n'aptık ki ? - Sen de dedin ki şundan, şundan ötürü, geçenlerde şunu demiştiniz ya, bunu demiştiniz ya, şunu yapmıştınız ya. - Ee sonra, başka ? - Sonrası yok. Ey İnsanlar Vahiy bu kadar başka bi şey demedi, gelmedi ! Yani burada canlandırmaya çalıştığım şeyi biz yüzlerce yıldır ıskalamışız. Ayetlerin içinde bulunduğu koşullara göre, şartlara göre, sürece göre tedricen, peyderpey inişi çoğu zaman DİLLLENDİRİLİR ama ayetler YORUMLANIRKEN ıskalanır. Bu sonradan iki kapak a...

Hava, Su, Ateş, Tahta. Tahta yok Tahta değil, Taş !

Resim
Eliade, Dinler ve Uygarlıklarla ilgili çalışmasının Kutsal Taşlar, Epifaniler, İşaretler ve Biçimler bölümünde aynen şöyle der; Maddenin sertliği, sağlamlığı ve dayanıklılığı ilkel insanın dinsel anlayışında bir hiyerofanidir. Hiçbir şey, eksiksiz gücüyle, görkemli bir kayadan veya çarpıcı bir şekilde dikili duran granit bir bloktan daha doğrudan, daha özerk, daha soylu veya daha huşu verici değildir. Her şeyden önce, taş vardır. Her zaman olduğu gibi kalır ve varlığını sürdürür; daha da önemlisi taş çarpar. ilkel insanın inancı, her zaman, taşın bütünleştirdiğinden, ifade ettiğinden farklı bir şeye yönelik olmuştur. Bir kaya parçası ya da bir çakıl taşı belli bir dinsel saygı görür, çünkü bir şeyi temsil eder ya da canlandırır; çünkü bir yerlerden gelmektedir. Kutsal oluşu özellikle bu bir şeye ya da bir yere bağlıdır) varlığıyla ilgili değildir. İnsanlar taşlara, olduklarından farklı bir şeyi temsil ettikleri sürece tapmışlardır. ... Şimdi Gelin İhlas Suresini okuyalım; Gul huvallâhu...

Kur'anla aşermek !

Resim
Kur'an ile ilişkimiz hamile bir kadının aş ermesi gibi. Hoppalaaaa ! demeyin hemen bak anlatıcam... Kur'anın indiği toplumun kültürel içinde bulunmuşluğu, vahyin konuşma çerçevesini oluşturur. Yani hitabın bir muhatabı vardı, muhatabın da bir gündemi. Yani hitap etmek için muhatabın içinde olduğu sosyolojik bir durum. Yoksa Allah durduk yere insanlara hadi bakalım sizinle iletişim kurmak istiyorum" diyerek onlarla konuşmaz. Gerekçesiz iş yapmaz O. Gerekçe bizim içinde bulunduğumuz toplumda adam olamayışımızdı. Tüm tarihsel süreçte olduğu gibi Mekkede de ileri gelenler rahat durmuyor mazlumu ezerek zalimce bu dünya hayatını onlara cehennem kendilerine cennet yapmanın yoluna bakıyorlardı. Kısacası onlar bir hal ve davranış içersinde bu sosyolojik durumda iken Allah onlara kendi gündemini hatırlattı. Bu bağlamda Mekke ve Medinin kendi gündemi ile Allah'ın gündemi çatıştığı için elimizde şu anda iki kapak arasında duran bir kitap okuyoruz. Yanisi; eğeri; o gün o toplumlar...

Yeter ki yeter...

Resim
İnsanlık tarihinde vahyin tarihsel süreci şöyle işliyor; Bir yerde büyük bir kavga var. Allah kavga edenlerin arasını ayırmak, mazlum olanı kolundan tutup kaldırmak, zalim olanınsa haddini bildirmek için vahiy gönderiyor. Önce Peygamber ya kutsanıyor ya da kulsal-dışı kabul ettirilip itibarı sıfırlanıyor veya Allah ile denk tutulup ister fiili ister manen öldürülüyor. Kitap iki kapak arasına sıkıştırılıyor, vermek istediği bilinç dışında ne varsa üzerinde kavga ettiriliyor. Bu kavga ümmetin vahdetini katlediyor ve inananlar mezhep bataklığına sürükleniyor. Önemli olan bölünmek için sanal FARK(fırkalaşma) yaratmak; Akıl-Nakil, Zahir-Batın, Müteşabih-Muhkem gibi gibi, günceli de; Tarihsel-Evrensel. Kitabı (Kur'anda kastedilen KİTAP Vahiy'dir iki kapak arasındaki bizim isimlendirdiğimiz kitap değil...) mushaflaştırdık, ezberledik, duvara astık, gramerini, etimolojisini, zahir anlamdı batın anlamdı gir altına çık üstüne, böl çarp çıkar, peygamberi ya kutsal ya da kutsal dışı...