Kerbela, Mitoloji, Babil Sürgünü, Yahudiler, İranlılar, daha neler neler...

Haydi biraz tarihten, mitolojiden ve Mezhepçilikten konuşalım tamam söz; kısa ve öz.

   Kur'an'ı Kerim'de adı geçen Süleyman Peygamber, İsrailoğulları için paha biçilmez bir liderdi. Hani Yusuf'un rüyasında gördüğü "on bir yıldız, güneş ve ay" meselesindeki dağılmış kabileleri bir araya getirip muhteşem bir krallık kurmuştu, JeruSelem; yani "Barış Yurdu" 

   Onun kurduğu krallık yıkılıp İsrailoğulları daha önce de yaptığı gibi Allah ile yaptıkları misakı bozunca yine darmadağın oldular. Tabi ki bu onların Allah'a yaptıkları ne ilk, ne de son yamuktu. Onların mirasını Hıristiyanlar ve daha sonrasında "Müslümanlık" olarak ehli kitaplaşan bizler devraldık, Neyse konu uzuyo..

Babil Sürgünü malum İsrailoğullarının başına gelmiş en korkunç geçmiş bir hatıraydı ve hala izleri devam etmektedir. "Diaspora" o günden sonra literatüre girdi ve günümüze değin biraz anlam kaymasına uğrasa da "sürgün" lüğü dile getirmek için farklı milletlerce de kullanıldı. Başı dara düşen ve haksızlığa uğradığını düşünen her millet kendini diasporadan sandı.

   Yine Kur'an'ı Kerim'de adından övgü ile bahsedilen biri var ki İsrailoğulları ona 'ikinci Musa' gözüyle bakarlar. Kur'an deyimiyle Zülkarneyn, Tarihsel karşılığı ile eski İran Kralı Büyük Kuroş. Babil Sürgününe son veren kişi. Babil Sürgünü aynı zamanda İsrailoğullarına bir miras bıraktı; Diasporayı hatırda ve canlı tutmak için her yıl düzenlenen gelenekselleşen bir yas. 10 gün Oruç, Malum Yom Kipur. 

   Öncesinde tutulan oruç sonrasında da tutuldu. Öncesinde yas için tutulan oruç bir şükür orucuna dönüştürüldü. Uzun süren bir zaman diliminde kısacası Babil Sürgünü sonrası yas için tutulan oruç, Yahudiler için bir "Kefaret Günü" ritüeline dönüştü. İşin sürgünlük kısmındaki "anma", daha sonraki süreçte "dini" bir boyut kazandı. Yom Kipur, İslami geleneğimizin iki ana kanadının da içine sızmayı başardı.

Ehli Sünnet'te; "Zilhicce Orucu", Regaib ya da Berat Kandili ve ya diğer kutsal kabul edilen günler öncesi tutulan oruçların bilinçaltında bu Yom Kipur vardır. Gerekli delil Hadis Külliyatından lazım oldukça üretildi.

Ehli Beyt'te ise Kerbela hadisesine dayandırılarak onaylattırılan "On Muharrem" ya da "Muharrem Orucu".

Her iki Mezhebin de bu olaydan etkilenmiş olması bir Din Sentezi olabileceği gibi dinlerin tarihsel süreçlerde izlediği bir bozulma kaderi de olabilir, her neyse. 

Şimdi Kerbela meselesinin, Hüseyn'in şehid edilmesinin bu Yahudilerle Yom Kipor'la, Babil ve İranlılarla ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim tamam geliyor devamı,

Muhammed a.s'ın torunu, kızı Fatıma'nın gülüdür Hüseyin. Muhammed a.s'ın Hasan ve Hüseyin'i ne kadar sevdiği malum, bu sevgi İslam alemine öylece de yayılmış bir sevgidir. Hüseyin'in tarihsel süreçte Yezid ile aralarında geçen kavganın içeriği baki kalmak koşuluyla Hüseyin'in şehid edilişi İslam aleminde büyük çatlağın devamına ve derin bir üzüntü kaynağı olarak sürmesine neden olmuştur. 

   Ayrıca bu mesele, büyük bir mezhep çatışmasının arasında kaldığından tarafsızlığını yitirmiştir. Her iki tarafında sunduğu argümanların, meselenin aydınlığı için hiç bir katkısı olmadığı gibi bu mezhep çatışmasının derinliğini arttırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Hüseyin'in şehid edilişinin mitsel bir olaya dönüştürülmesi de bu konuda ki tüm bilgi kirliliklerinin katılığını korumuştur. Mesele uzuyor ve karmaşıklaşıyor farkındayım ama oku be kardeşim, seviye yükseliyor diye darlanma hemen !

İslam'ın hiç bir ayet ve Suresinde 'YAS Ritüeli' olmamasına rağmen nasıl oluyor da kendisini İslam dairesinde gören bir mezhep, bu ritüeli sürekli canlı tutuyor ve her geçen yıl daha da büyük bir aşk ve şevkle sürdürüyor? Bir bakalım olayın geçtiği yıllara;

Tarihsel kaynaklarda Hüseyin'in şehadeti 680 yıllarına tekabül eder. Ebu Mihnef (ö.774) isimli aşırı Şia yazarın Maktelü’l-Hüseyin isimli eserinde bu konu ile ilgili anlatılar, bütün İslam kaynakları tarafından kopyalanmıştır. Şia'nın "Gulat Yasları" ise Fatımi Hilafeti döneminde yani 909-1171 yıllarında başlamıştır. Yani Hüsey'nin şehadetinden yaklaşık en az 350 yıl sonra !. 

Hüseyin'in Yezid ile mücadelesi takdire şayan bir mücadeledir ancak İslam, hiç bir ayet ve suresinde benzeri bir mücadeleyi şahsileştirmemiştir. Kerbela Olayının, Mazda inancındaki Ehrimen ve Ahura Mazda mücadelesindeki karşılığı, meseleyi tanıdık ve anlaşılır kılıyor. Ehli Sünnet'in katı sülalecilik asabiyetinin inanç kökenleri eski İran ve dolayısı ile MAZDA inancının bozulmuş hali olan Mecusiliğinden alır. Şia akaidindeki "Zillullah" inancına göre Şehribanu ile evlenen Hüseyin yoluyla "Masumluk, Günahsızlık" kendilerine yani Şia'ya geçtiklerine inanırlar. Bu nedenle on iki İmam (İsa'nın havarileri ile benzerliğe dikkat..) de masumdur!. 
Dağıtmayayım, maalesef at izi it izine karışmış durumda..

Kısacası, mitolojik bir fenomen olan Ahura Mazda ve Ehrimen (İyilik ve Kötülük düalizmi) mücadelesi Hüseyin ve Yezid formuna dönüştürülmüştür. İyinin ve Kötünün mücadelesinde iyiden taraf olmak onur vericidir ve bunda gocunacak hiç bir şey elbette yoktur ama meselenin şahsileştirilmesi, olayın ve mücadelenin donuklaşmasına yol açmış ve bu mitolojik fenomen Şia tarafından her yıl icra edilen bir yas ritüeline dönüştürülmüştür. Yeryüzünde sürdürülen Zalimlere karşı onurlu ve dik duruşun sembolü kişiler tarafından şahsileştirildiğinde anlam daralmasına hatta amacı dışında kullanılmasına yol açar ki bu durum vukuu bulmuş bir nihai sondur. 

Kur'an'ı Kerim, Peygamberler dışında tüm kişileri gerçek adları ile değil eylemlerinin hayat bulduğu sıfatları ile yer vermiştir. Zira isimler geçici, eylemler kalıcıdır. Zira isimler geçici Hak ve Batıl'ın mücadelesi kalıcıdır ve kalıcı olmalıdır.

Meselenin tarihsel sürecine bakmadan bu konuda söz söylemek yersizdir. Mezhep gözlükleri takarak bu mesele hakkında konuşmak ise imkansızdır. Unutmamak gerekir ki Bİ'DAT ler zamanla, ağır ağır gelenekleşirler ve gelenekler dışlanma kabul etmezler. Bu ilave ritüel en başta günümüz gibi uygulanması mümkün değildir zira tüm ritüeller çok yavaş ilerleyen bir süreç sonucunda gelişerek itikat halini alırlar. 

Kerbela ritüeli de bir dinsel ritüeldir ve İslam'i değildir. Yas tutularak icra edilen bu ritüelin insan bedenine işkenceye dönüşmesinin ardında yatan gerçek onun kökenini aslında ele verir. Çilecilik esaslı inançlar; Budizim, Jainizm ve kısmen Taoizm. Kerbela, Mezopotamya kökenli eski İran inançlarının günümüze gelen farklı biçimidir. Budizm, Jainizm ile ilişkisi Hint Ari inançlarının bir kısmının Hindistan ve civarında kalması ve Europan olan eski İranlılar yoluyla Mezopotamya'ya yerleşmeleridir. 

Bu iki büyük millet, ırk ve inanç olarak kardeştirler. Arabistan'da İslam zuhur ettiğinde, Haşimoğulları ve Ümeyyeoğulları arasındaki siyasi çekişme Muhammed a.s'ın vefatından sonra Ümeyyeoğulları yoluyla nihayetlenmiştir.

Buradan hareketle, İslam'ın yayılmasında siyaset ve tedrisatında İranlıların etkisi çok büyüktür, ama çook çok büyük. İslam'ın tahrif ve tahribatında Eski İran inançlarının sentezleri bir çok yol bularak İslami geleneğin içine sızma fırsatı bulmuştur. Ehli Beyt inancı ve türevleri, işte bu eski kökene dayanan inançların sentezlerinden kaynaklanmaktadır. Kerbela olayına dayandırılan bu YAS ritüeli de aynı kökenden beslenmektedir. Ehli Sünnet'in bu eski din kalıntıları ile icad ettiği her yeni ritüel, ama benzer ama farklı bir biçimde Ehli Sünnet de yeni bir karşılık bulmuştur. İki rakip aslında bir birbirlerini varlıklarını böylece sürdürme imkanı bulmuştur. Ehli Sünnet ve Ehli Beyt bir birlerinin balonlarını şişiren ve böylece büyüten kendileri de iki büyük balon gibidir, ikisi de bir birini patlatmak isterken olan İslam'a olmuştur.

Biraz uzun geldi farkındayım olsun, kafan da karıştı hemi ?
İyi, iyi...


Bu blogdaki popüler yayınlar

Kur'an ışığında ebelik !

Koşun Kavga Var !

Kadir Gecesi Bulundu !

"Kitapsız"lık Yapma !

Ben, Biz, O. Allah Kur'anda neden farklı zamirler kullanır ?

Allah'ın Kahramanı Sensin e-kitap olarak çıktı !.

Kuyruğu Kopartan Tilki Masalı

Musa, Ekmek ve Özgürlük - ÇIKTI

Hoş geldin On bir ayın sultanı Gastronomi

Sünnilik bir Din midir ?